Türkiye'nin Tarihi Meyve ve Sebze Mirası
Türkiye'nin geleneksel mutfağını yaşatmak için geleneksel lezzet veren yiyecek malzemelerine ihtiyaç var. Özellikle atadan kalma sebze ve meyve çeşitleri hayati önem taşıyor.
Kelkit havzasındaki iller bu açıdan değerli bir mirasa sahiptirler. Ancak bu meyve ve sebze mirası hızla yok oluyor.
Örneğin, Gümüşhane'nin ünlü 25 kadar elma çeşidinin yetiştiği bahçeler son yıllarda kaldırılmıştır. Bu elmaları soyları tükenmeden kurtarmak gerekir.
Anadolu, çok çeşitli havuçların ana vatanıdır. 1933 yılında Rus ziraat uzmanı Zhukovsky, havuç için "Türk ziraatinin en enteresan bitkisidir" demişti ve beyaz, sarı, turuncu, pembe, kırmızı, eflatun ve mor renkli olanları kaydetmişti. Bugün ise Hollandalılar kırmızı havucu biz geliştirdik diyorlar ve onların lezzetsiz havuçlarını yiyoruz.
1876 yılında Sivas'a gelen İngiliz gezgin Frederick Burnaby, buranın tatlı havucundan şeker üretebilecek kadar tatlı olduğunu kaydetti. Bugün ise bu ilginç havucun nesli kayboldu.
17. Yüzyılda Fransız gezgin Tournefort, Kelkit havzasının çeşitli karpuzlarının da çok güzel olduklarını anlatıyor. Hem kırmızı hem de sarı ve beyaz etli olanları vardı. Bugün Avrupa'da sarı etli karpuz moda olmuştur, fakat bu karpuzu Türkiye'de artık satın almak mümkün değil. Hatta büyük siyah çekirdekli kırmızı etli karpuz da 20 yıldır bulunmuyor.
Orta Asya
Anadolu'nun meyva çeşit bolluğu, sadece bu bölgenin kendi geçmişinden kaynaklanmıyor, Türklerin Orta Asya'dan getirdikleri meyve yetiştirme geleneğini de unutmamak gerekir. 6. Yüzyıldan beri Orta Asya'da Türk halkı nefis meyveler, özellikle üzüm, kayısı, armut, karpuz ve kavun çeşitlerini yetiştirmişlerdi. 7. Yüzyılda, Turfan'daki Türk yabgusu, Çin imparatoruna hediye olarak Kısrak Memesi üzümü yollamıştı. 2400 kilometre uzunluğunda bu yolculuk sırasında bu üzümlerin taze kalması sağlanmıştı. Kısrak Memesi üzümü, uzun şekilli, siyah bir üzümdü. Çinliler o bölgeyi fethettikten sonra bu meşhur üzümünden aşı alıp kendileri yetiştirmeye başlamışlardı.
Türk Moğol İmparatoru Babur'un 15. yüzyıl sonu ve 16. yüzyıl başına ait hatıralarından da Türk kültüründe meyve ve çiçek yetiştirmeye ne kadar önem verildiği görülüyor.
Orta Asya'dan Anadolu'ya gelirken Türkler yanlarında kayısı, üzüm, karpuz ve kavun gibi meyvelerin çok çeşitlerini getirerek Anadolu'nun mevcut meyve ve bitki bolluğuna önemli katkıda bulundular.
Osmanlı devri
İstanbul fethini anlatan Bizans yazarı Kritovoulos, Fatih Sultan Mehmed'in ilk işlerinden birinin şehirde bahçeler kurmak olduğunu anlatıyor. Bu bahçelerde ve sarayın bahçesinde yüz binlerce meyve ağacı dikilmişti.
Bu devirde Türkiye'nin bahçecilik bilimi Avrupa'dan çok ileriydi. Bahçe tarihini araştıran İngiliz yazar John Harvey, bitki yetiştirme teknikleri ve en önemli kültür bitkilerinin birçoğunun Türkiye'den öğrenildiğini yazıyor. Aşıcılık konusunda Osmanlıların bilgisi çok üstündü, profesyonel aşıcılar bile vardı. Evliya Çelebi aşıcılar ve bahçıvan loncalarını anlatıyor. Bu dönem Avrupa'sında ise böyle örgütler yoktu. 16. yüzyılda İbrahim İbnülhac Mehmet, Revnak-ı Bostan adlı, bitki yetiştirme tekniklerini anlatan bir kitap yazdı. Toprak türleri ve vasıfları, bitkileri dikme, aşılama ve budama yöntemleri ve bitki hastalıklarını anlatıyor.
Fidancılık da ileriydi. 16. Yüzyılın ortasında, Hans Dernschwam, Bilecek'ten Bursa'ya eşek sırtında götürülen armut fidanları görmüştü. Bu fidanlar, Bursa'da üç dört yıl büyütüldükten sonra, yine sökülüp İstanbul'da satılmaktaydı.
16. Yüzyılda Türkiye'den Avrupa'ya birçok çiçek, meyve gibi bitkiler götürülmüştü. Daha önce Avrupa'da bilinmeyen kayısı, lale, sarı erik bunların örnekleridir. Macar tarihçisi Sandor Takats, Türkler'in Macaristan'a bir hayli meyve çeşidi, çiçek ve faydalı otu getirdiklerini anlatıyor. "Nerede oturmuşlarsa orada toprağı işlemişler, her yerde ekip dikmiş, bahçıvanlık etmişlerdir" diyor.
Türkiye kökenli olmayan bitkilere bile "Türk" adı verilmişti. Macarca'da eskiden mısıra Türk buğdayı, kırmızı bibere Türk biberi, yeşil fasulyeye Türk fasulyesi, hurmaya da Türk eriği deniliyordu. Bunun önemli bir nedeni Türkiye'nin her türlü meyve ve sebzelerin yetiştirilmesi ve yaygınlaştırılmasında oynadığı roldür.
Bugün Kaliforniya'da yetişen ayvalardan biri "İzmir ayvası" adını taşıyor, çünkü 1897 yılında Amerika'ya İzmir'den götürülmüştür.
Akça armudu, Alman imparatoru Wilhelm o kadar beğenilmişti ki sandıklarla ona hediye yollanmıştı. Bunun gibi örnekler çoğaltılabilir.
Bugün ise Türkiye'de insanların yüzyıllarca emek vererek geliştirdikleri nefis meyve ve sebzelerin yerini verimli fakat lezzetsiz yabancı çeşitler alıyor. Bu yabancı çeşitler ayrıca aşırı su, gübre, ve ilaca ihtiyaçlarından dolayı, Türkiye'nin topraklarını zehirlemekte, ve ekonomiye ihracın telafi edemediği aşırı bir yük oluyor. Bizi burada ası1 ilgilendiren yani olan eski lezzetlerin kaybolması, geleneksel Anadolu mutfağının geleceğini tehdit ediyor. Umarım geç kalmadan geleneksel meyve ve sebzelerini yokolmaktan kurtarabiliriz.
Yazar: Priscilla Mary Işın